Ira Glass
(via jamesnord)
naber nasılsın diyene sanane lan amına koduğum demek güzel bir başlangıç olabilir. no gramer. çok mutluyum ahahaha. go do dinliyorum. jonsi.
çok sıkılıyorum, çok ilginç değil zaten sıkılmadığım anlar çok değerli hale gelmeye başladı.
the social network çok iyi bir filmmiş. keşke önceden “fincher’a yakıştıramadım”, “eisenberg adam değil” gibi saçma söylemlerde bulunmasaymışım dedirtti izlemeye başladıktan hemen sonra. müzikleri çok iyi. trent reznor sikmiş. henüz black swan’ı izlemediğim için karşılaştıramıyorum ancak hans zimmer’ın bu seneki işlerinden daha iyi olduğunu düşünüyor ve inception’ın türlü ödül törenlerinde bu başlık altındaki ödüllerden mahrum kalmasını can-ı gönülden istiyorum.
senior filmimde de trent stayla bi çalışma yapmak istediğimde karar kıldım, elbette yanına bile yaklaşamayacağız denesek bile ama olsun denemeye değer diye düşünüyorum. müziklerin biraz da deus ex isimli oyununkilere benzediğini, biraz da blade runner’ınkileri hafifçe andırdığını düşünüyorum. çok iyi lan resmen. şaka maka sikmiş. soundtrackteki favorilerim şimdilik şunlar; intriguing possibilities, complication with optimistic outcome, eventually we find our way ve in motion.
bunların dışında; proposal yazmamak için üretilen saçma sapan işlerle uğraşıyorum. filmime working title bulamadım henüz. title bulmak en zor şey benim için. bir de keyword bile yazamadım denebilir. keyword yazmak ne sikime yarayacak emin olamadım ayrıca. mmh nerd mmh geek mmmmh sc2 fak ye keywords deyip deyip kendimi mi motive edicem sanki.
bu hafta filmimi çekmek istiyorum. modeminizin ışığı yanıyor mu? bu hafta çekilmeli. kafam patlayacak gibi olduğundan dünyanın en uzak ucundaki büyük, soğuk ama oldukça huzurlu olan evime kaçtım. yazar tribine girmek istiyorum. sylvia plath stayla kendimi script ve proposalıma vermek istiyorum 2-3 günlüğüne. şunları yazıyor olmak yerine filmle ilgili hedeler yazabilirdim. tembellik ve üşengeçlik değil de başka bişey bu. aslında bildiğin tembellik. jüride ne yapacağımdan da emin değilim ben. neticede bir ilerleme kaydetmedim. ayrıca jüriye çok yabancı kimseler de gelebilir. o durumda sunum yapabileceğimi sanmıyorum muhtemelen artistlik yaparım rahat hissetmiyorum kendimieeeeeeaaa diye. bilemiyorum görmek lazım.
intriguing possibilities bi ,olimpiyat şarkısı diyeyim, olimpiyat şarkısı vardı 90ların başından. ona benziyor gibi biraz.
bu eve gelince cep telefonumu bir yere atıyorum ve çok uzun bir süre bulamıyorum. telefonun şarjını da önceden garip bir yere atmış oluyorum ki bir sonraki seferde asla şarj edemeyeyim.
esse süper bir sigara. burdayken hep esse içiyorum, annem topluca alıyor. ince olduğundan filtresini şık bir hamleyle, bazen ayı gibi bir hamleyle, koparıyorum, öyle içiyorum.
sevgilim the social network’ün en sonunu izlemedi ve buna çok üzüldüm. bozuldum falan. zaten tüm film beğenmediğini öfpöf şeklinde belirtti. neyse ki ben ondan önce izledim, ikinci seferimdi. zorla izleticem. tron izlememiz lazım bizim. ve bileksıvan. bir de true grit.
“…She had carried test tubes containing radioactive isotopes in her pocket and stored them in her desk drawer, remarking on the pretty blue-green light that the substances gave off in the dark. Because of their levels of radioactivity, her papers from the 1890s are considered too dangerous to handle. Even her cookbook is highly radioactive…”
(Source: thatfilmduderyan)
gaspar noe olayını en başta veriyor, this is going to make you freak. aldığım ilhamla napıcağımı bilemiyorum doğrusu. bir gün evime projektör alıp enter the void looplayacağım onu biliyorum.


